19 Ağustos 2011 Cuma

bak İzmir, onun da saati var!


insan kendi hapisanesinin anahtarını bulamıyor,hatta çoğu

zaman asıl mahpusun kendisi olduğunu bile anlamıyor,diyor okuduğum kitabın baş

kahramanı;fakat anlayan bahtsızlar için bir çözüm önerisi de sunmuyor...
.
ben söyleyeyim:bizim payımıza yine düşsel duvarlarımızda keder içerikli fikirlerimizle

hüzünden hüzüne volta atmak düşüyor...iki hüzün arası mesafe pek uzun yol
tutmuyor....






not:bir saat lazım dediğimde yoldan geçen küçük kızı ikne edip fotoğrafa kolunu dahil ettiren semra'ya da teşekkürler ayrıca:)

Hiç yorum yok: