21 Kasım 2009 Cumartesi

beni K A R İ K A T Ü R İ Z E et....

hocamız, kendimizi en belirgin özelliğimize göre karikatürize etmemizi istedi....


kemdimi cırıcır böceği olarak resmettim...tıpkı onun gibi işlerimi hep son ana bırakıp; anın tadına varmak gibi huylarım vardır benimde...hep yetişmişimdir ötekilere,ama onların yürüdüğü yolu hep koşmak zorunda kalmışımdır...
öyle ya da böyle hayat geçmektedir...

"kendini seçemiyorsun,
bırakıp kaçamıyorsun ,
yazmadığın bir hikayede ,uzun ya da kısa vadede az biraz keşfediyorsn"
diyen SEZEN AKSU şarkısı gibi uzun ya da kısa vadede keşfettiğim taraflarımla mutlu olmayı başardığımı düşünmekteyimdir...

ve şarkı söylemeyi en az cırcır böceği kadar sevip,
sezen aksu'ya da bayılmaktayımdır...

20 Kasım 2009 Cuma

aşkın rengi: macenta....



dün oda arkadaşımla suluboya filmine gittik....
tek kelimeyle BAYILDIM...
görselliği harika...
bir suluboya sergisi gibiydi...
ve konusu, ifadesi o kadar sevimliydi ki...
Büyük ihtimalle bayram tatılı için şehrime dönüdüğümde selin'le birkez daha gideceğim....

...

"- o kim?"
- onun kim olduğu önemli değil, ona kimin aşık olduğu önemli"
diyen bir diyalog vardı ki, bana şu yazımı hatırlattı...



resim dersi alan ve sevdiüi kızın hayatında karalama olarak kalmaktan korkn küçük bir çocuk vardı ki çok sevimliydi...
***
sevdiklerinizin hayatında eskiz olarak kalmamanız dileğiyle...

15 Kasım 2009 Pazar

bitişik el yazıları,eski günlükler,falan filan...



staj dosyamızı pek orjınal hocalarımız,bitişik el yazısıyla yazmamızı istedi...üstalık de birçok harf , bizim ilkokulda öğrendiklerimizden farklı...
neden el yazısıyla yazdığımıza hala bir anlam verebilmiş değilim lakın gayet karızmatık durduğu da aşikar...
eski yazımlarından biriyle alıştırma yapayım dedim...


Hislerimden eminken-hayal kırıklığı- emin değilim gözlerimdeki nemin sebebinden.Karar veremedim henüz boğulduğum kederimin taşan damlalarımı yoksa akşmdan kalma makyajımın en az kederin kadar gözlerimi yakması mı?
Bir biyoloji kştabında okummuştum "vücut ait olmayan şeyleri sindirim yoluyla dışarı atar"mış bedenden....

Galiba böyle yaşarması gözlerimin ,varlığının yüreğime aitsizliğinden .Her bir damla bir parça senden.
Emin değilim bu yaşların sebebi neyden?
Makyajımdan ya da senden.Hiç farketmez ikisi de silinmeye mahkumken...
İşte bu yüzden bir makyajımı sildim gözlerimden bir de seni yüreğimden....

13 Kasım 2009 Cuma

GEZMEDEN GÖRELİM,FOTOSUNA BAKIP İÇ ÇEKELİM...

aşağıdaki fotoğrafları ödevim için bir araştırma yaparken tesadüfen buldum, bayıldım, paylaştım...üzerine tıkladığında büyüdüğünü söylememe bilmem gerek var mı?

HOLLANDA
***

ARJANTİN
***

PARİS...bazı fotoğraflar mekan olarak hoşuma gitti bazılarıysa görselliği nedeniyle...işte bu onlardan biri...
***

HİNDİSTAN

HİNDİSTAN

Hindistan'ı neden bu kadar merak ettiğimin cevabı olan fotoğraf...
atanınca ilk iş seyhan'la bir hindistan turu...
e ne demiş nilciğim: "ben ya direkt sana,ya kabristana ya hindistan'a..."
yanına gideceğimiz bir sevgili olmayınca,
kabristana da yaş genç olunca,
hindistan iyidir iyi...

09 Kasım 2009 Pazartesi

ne demişti murathan mungan " anılarımızın köşe başlarını şarkılar tutar" ...
işte öyle anlar, öyle şarkılar...
ah be vedadım ah be vedadım...hüzünlendırdın benı durduk yere..
hüzünlenin....

08 Kasım 2009 Pazar




Kötü ışıklandırılmış vitrininden
Umutsuzca içeri bakan
Kimliği gereğinden fazla sorgulanmış
"Merhaba"dan çok "çıkar ulan kimliğini" denmiş .......
- kendi verdiği kimliği zırt pırt geri isteyen sistem ...

04 Kasım 2009 Çarşamba

şaşırduuummm...



kpss hazırlıkları son gaz...
ilgimi çeken konularda oluyor aslında eğitim bilimlerinde...



yılın ilk karı yağdı...yirmi 21 senede iki kez, oda sadece bir güncük kar yağan bir memeleketten ,kasım ayında kar yağan böyle soğuk bir şehre gelmek farklı bir deneyım oluyor lakın ben soğuğu seviyorum....


annem hala tşhirt mevsiminde olduklarını söyleyınce sankı bilmiyormuşum gibi şaşırıyorm...böyle soğuk bir yerdreyken hala sıcak havanın hakım oldugu bir şehri düşünemıyorum...
işlem öncesi dönem benmerkezciliği gösteriyorum:))
evet gelişim psikolojısi çalışıyorum:)))

ps:kasım ayı demişken...kasımpatılar hakedenler olsa da sadece bana...

26 Ekim 2009 Pazartesi

Pardon, çok yoksulum, isminizi bağışlar mısınız?

yaşadığın şehri , kurduğun düzeni alıştığın tüm dengeleri değiştirmene rağmen , herşeyi nasıl bu kadar çabuk rutine dönüştürebildiğine şaşırıken hayatın
yurt, okul ,dersane ,aile-memeleket özlemi, gelgitlerinde ara ara boğulduğumuz da olmuyor değil...pek tabi delirdiğimizde...
ben deli... bir oda arkadaşım var yurtta benden de delı...
özel biri kesinlikle..tanıdığıma mutlu olduğm inanılmaz yetenekli bir şahsiyet...öyle özel ve küçük ayrıntılarda birleşiyoruz ki yalnız olmadığımı hissediyorum...



ps:bu fotoğraf karesi onunla paylaştığımız öyle anlardan birinde çekilmiştir...ve kendisi ,altına şu notu düşmeyi uygun görmüştür:

"kalabalığın arasından sıyrılan bir yabancı,kafasında binlerce kez düşünülmüş ya da düşünülecek olayların iklimlendirilmesini yaşarken..kim derdi ki..?"

'kim derdi ki' nin cevabı bizde gizlidir ...kim bilir?
bazı insanlar da bazı anlar da özeldir...


türbanla beynini değil yalnızca başını kapatan biri o...onu gerçekten seviyorum...

15 Ekim 2009 Perşembe

kpss, kpss olalı

kadifeden kesesi adlı şarkıyı kpss'de istanbul ataması bekleyen tüm öğretmen adaylarına armağan ediyor:
"AMAN YOLLA İSTANBUL'A YOLLA, HAYDİ YOLLA, BEYOĞLU'NA YOLLA YOLLA YOLLA YAR YOLLA..." diyor alınlarınızdan öpüyorum...

11 Ekim 2009 Pazar

aşk , sıçmak ve hayat arasındaki ince çizgiler...

birkaç yıl önceydi...
seyhan'la ferzan özpetek'in kutsal yürek filmine gitmiştik...seyhan ,ferzan özpetek'in kayıtsız şartsız bir hayranı olarak filmi çok beğenmiş, bense filmdeki görselliği çok beğenmemekle birlikte filmde sadece adamın:" sensiz nefes alamıyorum" dediği karede tıkanmıştım...



geçenlerde bir arkadaşımın arkadaşıyla tesadüfen bir ortamda tanştık...çok tatlı bir kızdı...
laf lafı açtı bir hikaye anlattı...
üniversitedeyken abisinin bir kızla çıktığını kızla aynı evi falan paylaştıklarını nişanlandıklarını evlenmelerıne çok az bir vakıt kala ise ayrıldıklarını anlattı...
sonra kız üniversiteyi bitirip tayini dolayısıyla doğuya gittiğinden,abisininse bitirip memleketine döndüğünden bahsetti...

sonra abisi 8 ay sonra biriyle tanışıp evlenmiş;fakat birkaç ay sonra kendını ne kadar kandırsa da o kızı unutamayacağını anlayıp evlni ayırmış...
sonra aradan üç yıl geçmiş...
ve abisi sevgilisinin evlendiğini duyduğu gece çok çok çok içmiş...ağlamaktan kendine gelememiş...arkadaş abisine "ne hissediyorsun abi ?" diye sorduğunda:
abisi " nefes alamıyorum" cevabınbı vermiş...

yıllar önce izlediğim ve tek bir karesinde derinden etkilendiğim bu iki sözcüklük cümlenin gerçek hayatta bu kadar canlı bir örnekle yaşandığı hatta bazen sadece filmlere yakışır dediğimz hüzünbaz karelerin gerçek hayatta karşımıza çıktığı örneklerii görünce, umutsuz aşk öykülerine tanıklık edince keşke çocuk olsaydım diyorum...
hatta tıpkı şu fotoğrafını çektiğim şehrin ortasında ,kendisine bakan gözleri hiç sallamadan havuzun ortasına sıçıp sonradan arkaasına dönüp bakmadan giden küçük kız kadar rahat olabilseydim...diyorum...keşke...şu hayatın içine rahatça edebilsem, sonrada arkama bakmadan çekip gitsem....

erkeklerin hayatları boyunca bir kere aşık olabildiklerini düşünmekteyim...

01 Ekim 2009 Perşembe

"her yeni ölüm ,diğer ölümleri de ilkgün acısıyla diriltir..."


geçtiğimiz günlerde Orhan Atasoy'u kaybettik...
Döneminin ne kadar üstünde bir anlayışla çekilmiş bir klipti, ne güzel bir şarkıydı...



"..sen geçerken sahilden sessizce,
gemiler kalkar yüreğimden gizlice..."

***

Dokuz on yaşlarındayken Turgut Özal'ın ölümünü küçük bir mahalle bujiterisindeki TV'den ökğrenmiştim toka alırken...
son dakika haberleri...
"aa Turgut özal ölür mü ?édemiştim de şaşkınlıkla adam gülmekten kendine gelememişti...
9-10 yaşalarındaki bir çocuk gözümle ölmez sanmışım demek:)

***
Yıllar yıllar önce -bak yaşalanmmışım- ben dokuz yaşalrındayken ,annemin o dönemler üniversitede okuyan bir kuzeni, kuzenin de bir kız arkadaşı vardı...
birgün bu kız arkadaşın annesi kızını ziyarete gelmişti...
kuzenimin evinde karşılaşmıştık Ayfer teyze'yle...
***
o hafta haberlerde sürekli Özal'la ilgili haberler yapılıyordu...hatta Onun hakkında iyi fikirlere sahip olmadığı bilinen siyasetçilerin bile Özal'ı yere ğöge sığdıramadığı cümleler üzerine Ayfer teyze:
" Ölü götü ballı olur" demişti...
***
Gerek fazlası belleğim unutmadı bunu...ne zaman biri ölse hep bu cümleyi hatırlatıp hafızamı dürttü...
önemsediğimden mi? ASLA!
Bazen herhangi bir an'ımı üstelik de tesadüfen paylaştığım,herhangi bir insanı,
bazen bir nesneyi, bazen bir cümleyi neden unutmadığımı hiç bilmem...
Söylendiği anda asla unutulmayacaklar arasında olacağını hiç tahmın edemediğim cümleler...bunlardan yığınla sıralayabilirim..
"Hayatın içinde dağılıp gidiverecekmiş gibi duran sözler..." diye başlayan cümlesi murathan mungan'ın bununla mı ilintili acep?
bilmiyorum...
***
neyse..demem o ki; "ölü götü ballı olur" diye değil, orhan atasoy'u gerçekten severdim...
gittiği yerde rahat uyusun!

ps: fotoğraf google'dan...


30 Eylül 2009 Çarşamba

yeni şehir,
yeni ortam...
şimdilik herşey yolunda,pıtırcık dediğim '88 li bir oda arkadaşım var...
sürekli ağlayıp sızlanıyor aslında bıcır bıcır birşey normalde...şimdilik yeni mısyonlarımdan biri ablalık-kaldığım yurttkaki hemen herkesten büyük olduğum için...
yüksek lisans öğrencisi pek yok...
farklı bir deneyim olacak benim için...
alışamadığım tek şey tshirt'le terlediğim bir şehirden montla ısınamadığım bir mevsime ani geçiş yapmak..
bu gri havaya alışmam gerecek...
dersaneye başladım bu arada...henüz açılmadı ama pek yakında kafa kaşımak için zaman dilimi ayırmam gerecek...

olsun...sonu iyi olacak herrşeyin inanıyorum...

ey evren ,mesajlarımı alıyorsundure umarım..es geçme!

23 Eylül 2009 Çarşamba

son'ki üç...

geri sayım başladı...
son üç gün..
yeni bir şehir, yeni bir deneyim...
nete girecek ortamı ne zaman bulacağımı bilemiyorum...
güzel detaylarla dönmek istiyorum...

Peçete kolleksiyonu yaptığımızdan beri kadınız

"Peçete kolleksiyonu yaptığımızdan beri kadınız.oğlan çocuklarının yere çivi atarak oynadıkları oyunu öğrenmeye çalışrığımızdan beri de,daha çok.Kanamanın ve sevişmenin bununla bir ilgisi olmadı hiç.


"Hayal dünyası"nda yaşadığımdan beri de ,kafam karışık biraz.hiçbir kadının bütünlüklü bir öyüküsü olamayacağını düşünüyorum durmadan.çünkü bütünü,bizlerde bir bütün için yola çıkanlar ,parçalara böldüler.Sonra onlar da bölündü.Öykülerimizi artık kuramıyoruz.Hiçbirimizin serim, düğüm ve sonucu olamadı.Kadınların ,küçük komıik acı öyküleri vardı.Öyle ya,peçete kolleksiyonu yapan bir cinsten ne beklenebilir ki? sizce kaç erkek biliyordur kadınların küçükken peçete kolleksiyonu yaptığını?"






ece temelkuran'ın bu satırlarını okuyunca,bir de onu 20 sene saklayanından ne beklenir acaba diye de düşünmeden edemedim...


***



***



***






atsan atılmaz satsan atılmaz biriktirilenler...
peçete kolleksiyonumdan enstanteneler...

18 Eylül 2009 Cuma

hayatımızın abidik gubidik 'oscar'ları...

Murathan Mungan'ın "yüksek topuklar ,kadından kentler "gibi kitaplarını okuyupta beğenenlerin özellikle okuması gereken bir kitap "hayat atölyesi"...
kitaplarının yazılım aşamasını, o dönemde hayatında neler olup bittiğini kitaplarında şiirlerinde bahsi "bir arkadaş" olarak geçen karakterlerin kim olduklarını anlatıyor zaman zaman...
ben çok keyif aldım şahsen...









ama murathan
mungan ,kendisini çok sevmeme rağmen seçkilerinden çok sıkıldığım bir yazardır dolayısıyla sürekli olarak okumamızı önerdiği kitap isimleri ,yazar isimleri bölümlerinde sıkıldım biraz açıkçası..bu bölümlere de kitapta sıklıkla yer verilmiş...


ama yine de güzel...


" Geçen gece gittiğim bir kulüpte eski sevgililerimden biri yanıma geldi.'seninle şimdiki aklımla tanışmak isterdim,'dedi.Her yıl "şimdiki aklımla tanışmak isterdim," dalında 'Oscar'a aday gösterİlmekten bıktım..."

diyen satırları beni gülümsetti...






ps:foto istanbul/ kapalı çarşı
mayıs 2009






16 Eylül 2009 Çarşamba

...

sıkılınca nehir'le sohbet edip mutlu olmak... eğer o yoksa da:


evdeki bebeklik fotoğraflarını karşına alıp yağlı boyasını yapmak..sonra ona süpriz yapmak...verdiği tepkilerle kurduğu cümlelerde gülmekten katılmak....

kısacası ne diyoruz: yeğenin mi var derdin yok...oyalan dur...




ps: tablo hala bitmemiştir...

12 Eylül 2009 Cumartesi

Diyebilir misin ki tek doğru budur,bir düşün kaç kere ev bark döşedin



Babasız bir çocukluk geçirdiğimi söyleyebilirim...
babamın Almanya'da öğretmenlik yaptığı ve yılda iki kez gelebildiği o yıllar 6-13 yaşlarıma denk gelir ki hasret kelimesini boylu boyuna yaşadığım öğrendiğim dönemlerdir...
***

***
Sezen Aksu'nun ki hep en sevdiğim olmakla birlikte albüm almak çocukluktan beri en bayıldığım şeydir..
ilk aldığım Sezen Aksu albümü GÜLÜMSE'dir...
daha doğrusu babamın annemle çıktıkları çarşı alışverişinden önce, babamdan ,peşlerine takılmaman koşulunda istediğim rüşvettir... (yaş sekiz)
ve benim için en özel albümlerinden biridir...
hele de bir "tutsak" şarkısı vardır ki ne zaman dinlesem beni çocukluk yıllarımın kıyısında gezdirir...

***
iki gün önce Ece Temelkuran bir köşe yazısında, özen yula'nın son kitabının çıktığından kendisinin de bu kitabı çok beğendiğinden sözetmişti...
anlatıklarından hareketle kitabı okumak istedim,soluğu herzamanki kitapçımda aldım,yoktu...sonra bir başkasında...orda da yoktu...
böyle anlarda herzaman tıpış tıpış gelip içime oturan o muhteşem duyguyla-hayalkırıklığı- murathan mungan'ın hayat atölyesi kitabını aldım...zaten merakta ediyordum...


Sonra Ece Temelkuran'ın "bütün kadınların kafası karışıktır" ını aldım,
sonra Özen Yula 'ya artık bir kere niyetlenmiş olduğumdan ve bugüne kadar kendisini hiç okumadığımdan bir de onun başka bir kitabını aldım ...kendimi öylece mutlu etmeye çalıştım,şehrimin imkansızlığının yarattığı hayalıkırıklığından sıyrılmayı böylece becerdim...
Sonra önceliği murathan mungan'a verdim...
hayat atölyesi'nde:
"Biz geçer gideriz,ama anılarımızın köşe başlarını şarkılar söyler" diyen bu satırlara taklıverdim...
düşündüm,kendi kendime "şimdi Gülümse albümünü her dinlediğimde hatırladğım ,babamın Almanya'ya dönmeden önce son hazırlıkları tamamlamak için çıktığı o alışveriş gününü tüm ayrıntılarıyla hatırlayıp dönüşte getirecekleri albümün sevinciyle, babamın iki gün sonra gidecek olmasının mutsuzluğunu birarada hissedebildiğim o garip çocukluk şaşınkınlığını bütün ayrıntılarıyla hatırlıyor olmam tam da bu sebepleydi..."demek dedim...

insanlar büyüdü ,zaman değişti, ben unuttum gitti, ama şarkılar anılarımın günlüğünü tutmaya devam etti...


" geçiyor günler çok üzgünüm ,geçiyor akşamlar sessiz
geceyi yırtar yalnızlığım güneşi yakarım sensiz"
diyen bir şarkıyla yoksa neden insan,bir sevgiliyi değil de çocukluk yıllarını hatırlayıp hüzünlensin-di ki?

bazı şarkıların bu kadar özel olması tam da bu nedenleydi...



10 Eylül 2009 Perşembe

yağmur yağsin seller akmasın toprak kokusu yayılsın....



"iyi düşün evrene güzel mesajlar gönder, iyi şeyler olsun":inancı pek bir moda oldu ...



annem ve ben yağmura, hele de ardından gelen toprak konusuna bayılırız...
geçen gün günlük güneşlik ,evde kıyı köşe temizliğin yapıldığı bir gündüzün ardından ,"tertemiz camlarımız" ve biz mutlu mesut otururken , yağmur sesiyle balkona koştuk -kasım ortasınA kadar sıcaktan kavrulunan bir şehirde olsaydınız siz de yağmur sesini duyunca kendınızı sevinçle balkona atardınız...
annem her yağmurda kurduğu artık klasik haline gelen cümleyi tekrarlayarak geleneği bozmadı :
"ne zaman bizim camlar temizlense yağmur yağar!"
sanırım evrenin anneme bir mesajı bu:)
oyüzden biz annemle bundan sonra camlarımızı hergün temizlemeye karar verdik...
sevgili evren ,
mesajını aldık..öyle düşünceyle falan değil; direkt eylemle veriyoruz cevabımızı ...camlarımızı sildiğimizde bil ki senden yağmur istiyoruz...
aslında biz hep yağmur istiyoruz...ama emek olmadan yemek olmayacağını biliyoruz,o yüzden hergün camlarımızı siliyorz...








not:ingiltere'nin tek güzel yanı buydu sanırım...hep yağmurlu hep ,yağacak gibi,hep kararsız bir hava...fotoğraf ingiltere'den...iki yıl önce...

03 Eylül 2009 Perşembe

bir kedim bile yok diyenlere alternatif...



Hergün beklediğim otobüs durağında farkettiğim bir çiviyi kendi kendime seviyor dahası sempatik buluyordum:)


selin'e göstermiştim bir keresinde çiviyi,ne kadar sevimli değil mi demiştim :
"arkadaşım sen delisin,ama seni bu yüzden seviyorum" demişti...

ve eklemişti:"şimdi bu çivinin neresi sevimli ki?"
bugün pek sevimli çivimi, boyadım...selocan'ıma hediye ettim






dikili bir ağacın değilse de;çakılı bir çivin var artık arkadaşım:))

deli demişti ama; boyayınca pek beğendi...

eğer yolunuz düşer ve çivimi farkederseniz size de yanağınıza yapışan bir gülümseme hediye edebilirim...

not:"çarşıda çivi boyayan deli ,neden benim kızım ki "diyen annemi de çok seviyorum,hem de çok çok...

02 Eylül 2009 Çarşamba

adamakıllı bir eylül..


eylülün geldiğini , zapladığım her kanalda rastgeldiğim sezon finali yapan dizilerin yeni bölümlerinden değil de;uzun yürüyüşlere rehberlik eden sararmış yapraklardan anladığım; hani klima açmaya üşendiğim için oturduğum yerde terleyerek değil de,mevsimin ilk taneleri olmanın gururuyla sicim sicim yağan yağmurun altında yürümekten sebep su gibi olduğum bir şehirdi hayalim,yaşadığım şehre inat...
sonunda gidiyorum
... 'belki birgün özlerim'
not:foto iki yıl önce ,adamakıllı eylülü olan,hatta ve hatta tüm mevsimleri eylül tadında olan bir ülkede,tarafımdan çekilmiştir...